Bu daha başlangıç…

31 Mayıs’ta Taksim’de patlayan halk ayaklanması, müthiş bir enerji üreterek bütün ülkeye yayıldı. İki hafta süren Taksim Komünü’nde, Gümüşsuyu, Dolmabahçe, Beşiktaş barikatlarında, sahra revirlerinde yaşanan dayanışma pratiği, Gezi ruhu olarak zihinlere kazındı. Gezi ruhu, geleceğin sahici insanlığına doğru yapılan bu destansı huruç hareketinin yüzbinleri dönüştürerek kazandırdığı insanlık bilincidir.

Devrimin baş döndürücü bir hızla koşulan ilk yüz metresi, devlet güçlerini perişan etti. Hükümet, müesses nizam geri adım attı. Halk hareketi yarattığı Gezi ruhuyla muhteşem bir kazanım elde etti.

Hareket, Gezi ruhunun bir tezahürü olan park forumları pratiğiyle yeni bir evreye geçti. Park forumları, katılan tek tek bireylerin öznel niyetlerinden bağımsız olarak, yığınsal devrimci pratiğin ortak akılla yarattığı karşı-iktidar nüveleridir. Hareket, şimdi park forumlarında, mahalle meclislerinde biraz nefeslenerek, kendisinin bilincine varmaya, kendisini anlamlandırmaya çalışıyor.

31 Mayıs ayaklanması, yaklaşmakta olan dünya çapındaki devrimci patlamanın öncü depremidir:

Küresel kapitalizm 2008’den bu yana gelişegelen derin bir kriz içindedir. Bilgi yoğun teknolojilerin artan kullanımı, yatırılan devasa sermayelere göre canlı emek istihdamını olağanüstü azaltmaktadır. Kârın tek kaynağı canlı emektir. Canlı emek istihdamı yapısal olarak düştüğü için kâr oranları da yapısal olarak düşmektedir. Kâr oranlarının olağanüstü düşüşü, sermayeyi dünya çapında felç olacağı teorik sınıra doğru hızla sürüklemektedir.

Küresel sermaye merkezleri, sermayenin büyük kitleler halinde aniden çöküşünü engellemek için krizin başından beri piyasaya habire para pompaladı. Böylece ani ve topyekün çöküş yerine, tekil sermayelerin tedricen değersizleşmesi hedeflendi. Bu kontrollü süreç içinde iflâslar mümkün olduğunca çeper ülkelere, eski teknolojili sermayelere yıkıldı, yeni teknolojilere açılan küresel sermayelere kendilerini toparlamaları için zaman kazandırıldı.

Ancak, şimdiye kadar çökertilen ülkelerdeki değer yıkımları, tekil iflâslar, finansal kağıt değersizleşmeleri tabiri caizse devede kulaktır. Kâr oranlarının düşüşünü durdurabilmek için yeterince iflâs, yeterince yıkım olmuş değildir. Dünya pazarında hâlâ çok fazla sermaye-değer vardır. Bozulmuş dengenin bir süreliğine bile olsa yeniden kurulabilmesi için mevcut değer kitlelerinin çok büyük bölümünün çökmesi, hâlâ çok şişkin olan toplam sermayenin zorla küçültülmesi gerekmektedir.

Ekonomi politiğin insanı hiçe sayan bu çözümlemelerinin tercümesi şudur: Ne yazık ki, mevcut insana aykırı düzende insanlar arası ilişkileri meta, değer, para, piyasa, ücretli emek, sermaye gibi sapkın toplumsal ilişki biçimleri kurmaktadır. Değerin, sermayenin fazlasının çökmesi demek, bu fazlaya tekabül eden insanlar arası ilişkilerin de çökmesi demektir. Bu durum, çarpan etkisiyle birlikte, nufusun önemli bir bölümünün işsizlik, yoksulluk, açlık içinde yavaş yavaş ya da savaşlar yoluyla hızlı ölüme terkedilmesi anlamına gelir.

Dünya uzun yıllar sürecek olan büyük toplumsal çalkantıların, küresel kasırgaların eşiğindedir. Eğer dünya mülksüzleri, değer kitlelerinin çöküşüyle birlikte işlevsizleşecek olan sapkın toplumsal ilişkiler yerine sahici insan ilişkilerini, yani komünal ilişkileri koyacak mücadeleyi veremezlerse gidişin yönü barbarlıktır.

This entry was posted in Uncategorized and tagged . Bookmark the permalink.

Leave a Reply