İşçi kontrolüne karşı Taylorizm

▪ Taylorizm
▪ Gastev’in makine fetişizmi
▪ İktidardan önce iktidardan sonra
▪ “İşçi sınıfına karşı kalkan sopa”

7-14 Ocak 1918 tarihli Birinci Rusya Sendikalar Kongresi’nde, yeni kurulan Rusya Metal İşçileri Sendikası sekreteri olarak Aleksey Gastev adında enteresan bir zat da hazır bulundu. Aleksey Gastev, Taylorcu çalıştırma sistemine hayranlığıyla biliniyordu.

Gastev, kongreye, çalışma disiplinini ve üretkenliği artırmak için Taylor sisteminin uygulanmasını öneren bir karar tasarısı sundu. Kongre büyük bir çoğunlukla tasarıyı kabul etti.

Belli bir dönemi ele alan araştırma, o dönemin aktörlerinin kendilerini hangi kimlikle takdim ettiklerini sadece not eder. Araştırmanın asıl araştıracağı husus, kişilerin kendileri hakkında ne dedikleri değil, fakat ileri sürdükleri görüşlerin ve aldıkları tutumların pratikteki hangi eğilimlerin önünü açtığıdır.

Kongrenin yapıldığı 1918 Rusya’sında, her devrimci dönemde olduğu gibi, eskiyi geri getirmeye çalışan eğilim ile eskiyi inkâr etmekte olan eğilim birbirleriyle mücadele halindeydi. Bir yanda yabancılaşmış faaliyetin yarattığı meta, değer, para, sermaye gibi insana aykırı toplumsal ilişkilerin bir hayli sarsılmış olan gayri şahsi toplumsal iktidarı vardı. Geriletilmiş ama yok edilememiş olan bu toplumsal iktidar, günlük yaşamda an be an kendisini yeniden üreterek toparlanma gayretindeydi. Öte yanda ise, yabancılaşmış faaliyeti inkâr mücadelesinden doğan karşı-toplumsal iktidar etki alanını genişletmeye çalışmaktaydı.

Gastev’in Taylor sistemine geçme önerisi, devrimci saldırının hırpaladığı sermayenin toplumsal iktidarını münhasıran fabrikalarda yeniden dayatma mücadelesine tercüman olmuştur. Bu öneri, işçi kontrolü mücadelesine karşı konumlanmış olan devlet kontrolü siyasetine ilham vermiştir.

Taylorizm

On dokuzuncu yüzyılda yaşanan sanayileşme hareketi, işçileri fiziken makinelerin eklentisi haline getirerek, sermayenin işçiler üstünde gerçek egemenliğini kurmasının maddi temelini döşedi. Kapitalistler, makineli üretimin potansiyellerinden sonuna kadar yararlanabilmek için, işçileri sıkı disiplin altında çalıştıracak yeni kontrol yöntemleri aramaya başladılar.

Amerikan kapitalizminin yetiştirdiği Frederick Taylor, bu ihtiyaca cevap olarak, 1890’larda “bilimsel iş yönetimi”ni geliştirdi.

Taylor’a göre, usta-çırak ilişkilerine, geleneksel zanaatçı becerilerine dayalı üretim süreçlerinde işçileri gerçek anlamda kontrol etmek mümkün değildi. İşçilerin performansları üstünde tam bir kontrol kurarak emek üretkenliğini artırmak için, üretimin zihinsel yanı ile fiziksel yanını birbirinden tamamen ayırmak gerekiyordu.

Nitelikli işçilere bağımlılıktan kurtulmak için, üretim bilgisi, tasarlama, plânlama gibi zihinsel işler işçilerden alınıp fabrika yönetimlerine verilmeliydi. Böylece, üretim usullerinin belirlenmesi ve üretimin örgütlenmesi üstünde işçilerin hiçbir ağırlığı kalmamalıydı.

Taylor’a göre, üretim süreci niteliksiz işçiler tarafından da yapılabilecek kadar küçük parçalara bölünmeliydi. Böylece, hem nitelikli işçilerin üretimi fiilen kontrol etmelerine son verilecek hem de ucuza çalıştırılan düz işçilerden, hep aynı iş parçasını yaparak robotlaşacakları için, yüksek verim alınacaktı.

Taylor’un teorisine göre, bir işi yapmanın tek doğru yolu vardı ve bu tek doğru yolu işçiler değil, fakat emek sürecini dışarıdan gözlemleyen bir uzman belirleyebilirdi. Çünkü işin nasıl yapılacağı işçilere bırakıldığında, işçiler kendi aralarındaki dayanışma gereği işi ağırdan almakta, böylece işin bütünsel bilgi ve becerisine sahip olmayan yönetimi kandırmaktaydılar.

Gözlemci, elinde kronometre, iş sürecinin her bir parçasının ne kadar zamanda yapıldığını ölçmeliydi. Yapılan iş parçasıyla doğrudan ilgisi olmayan bütün hareketler elenmeliydi. Böylece o iş parçasının en az işlemle nasıl yapılacağının standartı çıkarılmalıydı. Daha sonra, o iş parçasının ne kadar zamanda bitirilmesi gerektiği hesaplanmalı ve tespit edilen normlara göre çalışması kaydıyla işçiye parça başı ücret ödenmeliydi. Belirlenen iş kotalarının altında kalan işçinin ücretinden kesinti yapılmalı, üstüne çıkana prim verilmeliydi.

Taylor’un geliştirdiği “bilimsel iş yönetimi” sistemindeki “bilimsel” lâfı, Taylor’un emek faaliyetini örgütlemenin sanki doğru yöntemini bulduğu izlenimini uyandırır. Oysa Taylor’un teorisi, genel-evrensel anlamda emeğin değil, fakat ücretli emeğin, artı-değer üretimini maksimize edecek şekilde nasıl örgütlenmesi gerektiği üstünedir.

Emek faaliyetini doğru örgütlemenin en başta gelen bilimsel kriteri, üretimin insan ihtiyaçlarını karşılamak üzere, insana layık koşullarda, insanı geliştirici şekilde, en az enerji harcayarak ve doğayla uyum içinde yapılmasıdır. Emek faaliyetinin insanı geliştiren, insanın insan olma potansiyellerini gerçekleyen bir süreç haline gelmesi için, doğrudan üreticiler ile üretimin maddi koşullarının birliğinin sağlanması, böylece emeğin insana geri döndürülmesi, yani emeğin komünal doğasına kavuşturulması gerekir.

Sahiden insana ait olan emek, yani komünal emek Taylor’un ufkuna girmez. Taylor’un zihni ücretli emekle, yani insana yabancılaşmış emekle sınırlıdır. Taylor’un geliştirdiği yöntem, ücretli emeği sermayenin tam tahakkümü altına sokacak şekilde çalıştırmanın yöntemidir.

Gastev’in makine fetişizmi

Devrimci dönüşüm dönemleri, süreci geri devşirmeye çalışan eğilimler ile ileri çekmeye çalışan eğilimlerin birbirlerinden kolayca ayırt edilemediği karmaşa dönemleridir. Böylesi dönemlerde farklı farklı çıkarlar, zamanın muteber ideolojisinin meşrulaştırıcı dilini kullanarak önlerini açmaya çalışırlar.

Dönüşüm dönemlerinde hararetle savunulan tezler, çoğu durumda, tarihin o döneminde gerçekte ne olduğunu değil, fakat o dönemdeki aktörlerin içinde yaşadıkları dönüşümü ne gibi ideolojik formlarla algılayıp ifade ettiklerini gösterir. Onun için ele alınan dönemin kendisi hakkındaki bilincine, siyasal aktörlerin kullandığı retoriğe değil, fakat o bilinç ve retorikte şifrelenen gerçekliğe bakmak gerekir.

Gastev’in savunduğu Taylorcu görüşlerin şüphesiz ki gerçek yaşamda karşılığı vardı. Çarlık, sanayileşmede geç kalmanın sorunlarını aşamadan yıkılmıştı. Gastev, Taylor felsefesini yeni rejimin diline uyarlayarak, aslında, eski rejimin çöküşüyle kesintiye uğramış olan sanayileşme sürecini ayağa kaldırmanın modernist argümanlarını sağladı.

Gastev’e göre, çağın örgütleyici iktidarı insanlarda değil, fakat makinelerdeydi. Çağdaş toplum, makinelerin iktidarına göre yeniden yapılanmalıydı. Gastev bu görüşlerini şöyle ifade etti:

“Aletlerin (makinelerin – YZ) ve toplumsal otomasyonun her yere nüfuz eden örgütleyici iktidarının karakterize ettiği çağda, aralıksız hareketiyle, hergün sürekli yeniden doğan örgütlenmesiyle modern fabrika yapısı, kültürün ve modern psikolojinin tamamen yeniden yapılanması için gereken araçları sağlamaktadır. …

“Makineler ve makine kompleksleri, bireylerin iradesinden bağımsız olarak kendi uyumlu yasalarını ve normlarını yaratmaktadır. …

“Modern çağda toplumsal iş yönetiminin makinelere adapte olma işlevi taşıması gerektiğini ne kadar vurgulasak azdır. Bu nedenle beyan ediyoruz ki, modern makineli üretim ve örgütlenme çağında toplumsal üretim araçları artık insan emeğinin eklentisi değildir. İnsan artık makinelerin efendisi değildir. Aksine, toplumsal emek, makinelerin ‘altında’, makinelerin mekanik yasalarının ve teknolojik işleyiş alanın uzantısı olarak yer alır.” (Aktaran: D. R. Shearer, Aleksey Gastev, Russian Modernism and the Proletarian Cultural Tradition, s. 71-73., http://etd.ohiolink.edu/send-pdf.cgi/Shearer%20David%20Randall.pdf?acc_num=osu1145455042)

Gastev’e göre makineler, bireylerin iradelerinden bağımsız olarak, kendi yasa ve normlarını yaratmaktaydılar. O halde, “toplumsal iş yönetiminin makinelere adapte olma”sı gerekmekteydi. Gastev’in makinelere atfettiği emek sürecini düzenleyici iktidar, gerçekte, makinelerde somutlaşan sermayenin iktidarıydı.

Sermayenin toplumsal iktidarı, aslında, yabancılaşarak insanların iradesi dışına çıkan kendi faaliyetlerinin yarattığı sapkın toplumsal iktidardan başka bir şey değildir. Yabancılaşmış faaliyeti pozitifinden okuyan zihinler, insana aykırı ilişkilerde tecelli eden toplumsal iktidarı doğanın bir verisiymiş gibi algılar. Bu nedenle, Gastev’e göre, işçi sınıfının makinelerde tecelli eden toplumsal iktidara boyun eğmesi modern çağın gereğiydi.

İşçileri makinelerin eklentisi olarak vazeden koşular, işçileri nesne derekesine düşüren ücretli emek – sermaye koşullarıdır. Bu insana aykırı koşulları modern çağın gereğidir diye onaylayan zihniyet, çağını pozitifinden, yani eleştirel olmayan tarzda algılayan zihniyettir. İşçileri makinelerin eklentisi olarak vazeden koşulları çağın gereğiymiş gibi kabullenen zihniyetin işçilerin kurtuluş mücadelesine ilham vermesi mümkün değildir.

Çağın gereği, nereden bakıldığına göre farklı görünür. İşçi sınıfı açısından çağın gereği, insana aykırı koşulların pratik eleştirisini yaparak kurtuluşa giden yolu açmanın mücadelesini vermektir.

İşçi sınıfının kendisine dayatılan koşullara karşı her direnişi, o direnişi ne gibi ideolojik formlarla algılayıp yürütüyor olursa olsun, yabancılaşmış faaliyeti inkâr mücadelesine açılır. İşçiler bu mücadele içinde kendilerindeki potansiyel dönüştürücü öznelliğin farkına varırlar.

Yabancılaşmış faaliyeti inkâr mücadelesi, o mücadeleyi yürütenlerin zihnine akarak kendi bilincini, kendi kültürünü yaratır. İşçiler ancak bu mücadele sayesinde kendilerini ve içinde bulundukları koşulları değiştirerek “nesne” olmaktan kurtulup kolektif özne olmaya doğru ilerleyebilirler. İşçiler ancak kolektif özne olabildikleri ölçüde, kendi kaderlerini kendi ellerine alabilir, yani toplumsal yaşamı düzenleyici komünal bir irade ortaya çıkarabilirler.

Gastev makinelerin büyüsüne kapılmış bir modernistti. Sanayileşme hummasıyla zihni öylesine hasar görmüştü ki, 24 Mayıs –  4 Haziran 1918 tarihlerinde toplanan Birinci Rusya Halk Ekonomik Konseyler Kongresi’nde yaptığı konuşmada, yukarıdan dayatılan üretim normlarına karşı işçi sınıfının direnişini sabotaj olarak damgalayabilmişti:

“Doğrusunu söylemek gerekirse, muazzam boyutlara ulaşan bir sabotajla karşı karşıyayız. Ne zaman ki korkmuş bir burjuvayı sabotajcı gibi önüme getirip burjuva sabotajdan söz ediyorlar, gülesim geliyor. Ülke çapında, yaygın, proleter bir sabotaj var karşımızda. Ne zaman işçilere üretim ‘normları’nı empoze etmeye kalkışsak, işçi yığınlarının muazzam direnişiyle karşılaşıyoruz.” (Aktaran: S. N. Prokopoviç, SSCB’nin Ekonomik Tarihi, Fr., s. 270.)

Sermayenin toplumsal iktidarı adeta Gastev’de ete kemiğe bürünmüş, sermayenin pratik eleştirisini yapan işçi sınıfına karşı ateş püskürüyor.

İktidardan önce iktidardan sonra

Lenin, devrimden önceki yıllarda, Taylor sistemini “ağır çalıştırmanın ‘bilimsel’ sistemi” olarak adlandırmıştı:

“Taylor, sistemini ‘bilimsel’ başlığı altında tanımlıyor. … Bu ‘bilimsel’ sistem nedir? Bu sistemin amacı, aynı uzunluktaki işgününde işçiden üç misli daha fazla emek sıkıp çıkarmaktır. En dayanıklı ve en becerili işçi işe sürülüyor, saniyeleri, saliseleri ölçen özel bir saatle her bir işlem ve her bir hareket için harcanan süre tespit ediliyor, en ekonomik ve en etkili çalışma yöntemi geliştiriliyor. …

“Sonuçta, dokuz ya da on saatlik aynı işgününde, işçinin bütün gücünü acımasızca tüketerek ondan üç misli daha fazla emek sıkıp çıkarıyorlar. Ücretli kölenin ruhsal ve fiziksel enerjisinin her bir damlasını üç misli daha hızla emiyorlar. Ya işçi genç yaşta ölürse? Eh, fabrikanın kapısında bekleyen pek çok başka işçi var!

“Kapitalist toplumda bilim ve teknolojide ilerleme ağır çalıştırma sanatında ilerleme demektir.” (V. İ. Lenin, “Ağır Çalıştırmanın ‘Bilimsel’ Sistemi”, 13 Mart 1913, TE, İng., c. 18, s. 594-595.)

Bolşevik sendika liderlerinden Mikhail Tomski’ye göre, iktidar alındıktan sonra Gastev Lenin’i kendi görüşleri doğrultusunda etkilemiştir:

“Tomski’ye göre, 1917 ve 1918’de Metal İşçileri Sendikası sekreteri olan Gastev, Lenin de dâhil olmak üzere parti görevlilerini, sendikacı arkadaşlarını, enkaz halindeki Sovyet ekonomisinde emek üretkenliğini artırmak için parça başı ücrete geçmeye ikna etmede baş rolü oynamıştır.” (D. R. Shearer, “Aleksey Gastev, Russian Modernizm and the Proletarian Cultural Tradition”, s. 20., http://etd.ohiolink.edu/send-pdf.cgi/Shearer%20David%20Randall.pdf?acc_num=osu1145455042)

Gastev’in etkisiyle ya da değil, aşağıdaki satırlar, Lenin’in iktidara geldikten sonraki kendi sözleridir:

“Parça başı çalışmayı gündeme almalı, bunu uygulamalı ve pratikte test etmeliyiz. Taylor sistemindeki bilimsel ve ilerici olan her şeyi uygulama meselesini öne çıkarmalıyız. Ücretleri, üretilen malların toplam miktarına … tekabül eder hale getirmeliyiz.

“İleri ülkelerdeki halklara kıyasla Rus kötü bir işçidir. Çarlık rejimi altında ve serflik kalıntılarının inatla sürmesine bakarak başka türlü de olamazdı. Sovyet hükümeti, çalışmayı öğrenme görevini bütün kapsamıyla halkın önüne koymalıdır. Kapitalizmin bu alandaki son sözü olan Taylor sistemi, bütün kapitalist ilerlemeler gibi, çalışma sırasındaki mekanik hareketlerin analizi, gereksiz hareketlerin elenmesi, çalışmanın doğru yöntemlerinin belirlenmesi, en iyi muhasebe ve kontrol sisteminin uygulanması vb. alanındaki en büyük bilimsel kazanımlar ile burjuva sömürünün katışıksız vahşetinin bir bileşimidir. Sovyet Cumhuriyeti, her ne pahasına olursa olsun, bilim ve teknolojinin bu alandaki bütün değerli kazanımlarına sahip çıkmalıdır.” (V. İ. Lenin, “Sovyet Hükümetinin Acil Görevleri”, Mart – Nisan 1918, TE, İng., c. 27, s. 258-259.)

Alıntıya göre, Çarlık zamanında kapitalizmin yeterince gelişmemiş oluşundan ötürü, “Rus kötü bir işçidir”. O halde, eski rejimin eksik bıraktığını, Sovyet hükümeti tamamlamalıdır. Sovyet hükümeti halkın önüne çalışmayı öğrenme görevini koymalıdır.

Bu mantık yürütme tarzı, işçi sınıfına dışarıdan bakan, işçi sınıfına biçimlendirilecek bir nesne muamelesi yapan, yani düşünen özne ile üstünde düşünülen nesnenin birbirinden ayrılığına dayanan sosyolojik düşünme tarzıdır. Bu tarz, toplumu “modern” çağa uydurmaya soyunan toplum mühendisliği tarzıdır.

Alıntıya göre, Taylor sistemi çalışmayı öğrenme alanında kapitalizmin son sözüdür. “Çalışmanın doğru yöntemlerinin belirlenmesi, en iyi muhasebe ve kontrol sisteminin uygulanması”, Taylor sisteminin “iyi” yanıdır. Bu “bilimsel” kazanımlar ile “burjuva sömürünün katışıksız vahşetini” birleştirmiş olması, Taylor sisteminin “kötü” yanıdır. Ancak, kötüyü atıp iyiyi almak mümkündür.

Bilim ve teknoloji kültü, geri kalmışlıktan kurtulmaya çalışan toplumlardaki modernleşme heveslisi entelijensiyada hep yaygın olmuştur. Batı’ya bir yandan haset eden, öte yandan da içten içe hayranlık besleyen şark aydınları, bilim ve teknolojiyi, onu yaratan insan faaliyetinin bütününden kopararak, uzanılıp alınabilecek bir şeymiş gibi algılamıştır. “Batı’nın iyi yanlarını alalım” ucuzluğu, bu yanlış algıdan kaynaklanır.

Taylor, alıntının iddia ettiği gibi “çalışmanın doğru yöntemlerini” değil, fakat işçilerin öznelliğini ezen, böylece işçileri sermayeye tamamen esir eden çalıştırma düzeninin “doğru” yöntemlerini bulmuştur. Ulaşılmak istenen amaçlar, kendisine uygun yöntemlerin uygulanmasını gerektirir. Bu anlamda, Taylor sisteminde yöntem ve amaç uyumu vardır.

Çalışmanın doğru yöntemi işte budur diye Taylor sistemini ithal eden zihniyet, aslında, işçi sınıfını yabancı bir iradenin kontrolü altında ruhsuzlaştıran, yabancılaşmayı derinleştiren çalıştırma sistemini ithal etmiştir.

Bir zamanların Sovyetler Birliği, çağdaşı Batı ülkelerinde görülenlerden farklı bir emek örgütlenmesini ortaya koyamamıştır. Çünkü, işçiye dışsal emek örgütlenmesinin pratik eleştirisinden hareketle komünal emek örgütlenmesine doğru gidişi örecek olan işçi kontrolü mücadelesi daha baştan bastırılmıştır.

Ekim devriminden sonra sanayiin yönetimi, adım adım devletin atadığı direktörlerin eline geçmiştir. “Reel sosyalizm”i aklamakla işlevli takma aklın imalatçıları, Lenin’in “kapitalizmin iyi yanlarını alalım” mealindeki kaygan söylemini, sermayenin toplumsal iktidarını hayata geçiren ekonomi bürokrasisinin uygulamalarını meşrulaştırmak için kullanmışlardır.

“İşçi sınıfına karşı kalkan sopa”

Her tarihsel devrimci momentte mücadelenin önünü açacak en uygun çözüm, toplum mühendisi karizmaların zihninden değil, fakat yığınların yaratıcı pratiğinden fışkırır. İşçi sınıfının eleştirel, devrimci, kurucu mücadelesi, her tarihsel devrimci momentte ortaya çıkan farklı çözüm önerilerini pratiğin diliyle tartışarak kendi yolunu kendisi açar.

Örneğin, 1918 Rusya’sındaki tarihsel koşullarda, sanayiin toparlanması için kabaca iki eğilim ortaya çıkmıştı. Birincisi, yukarıdan sosyalizm çizgisinin savunduğu üzere, işletmelerde Taylor sistemine ve tek adam diktatörlüğüne geçişti. İkincisi ise, işçi kontrolü mücadelesinin kısmen yaşama geçirmekte olduğu üzere, işletmelerin işçilerden ve teknik personelden oluşan karma kurullar tarafından yönetilmesiydi.

“Reel sosyalizm”i aklamakla işlevli resmi tarihe göre, devrimden sonra sanayi üretimini ayağa kaldırabilmek için işçilere Taylorcu disiplinin dayatılması zorunluydu, başkaca bir çözüm yolu yoktu.

Oysa, işçilere Taylorcu disiplinin dayatılması, sadece, yabancılaşmış faaliyeti olumlayan pozitif güzergâhın sınırları dâhilindeki bir zorunluluktu. Yabancılaşmış faaliyeti inkâr mücadelesinin açmakta olduğu negatif güzergâh ise farklı perspektifler sunmaktaydı. Örneğin, Bolşevik partideki sol kanat, hazırladığı “Şimdiki Durum Üstüne Tezler” başlıklı manifestoda, Taylorcu dayatmayı eleştirmiş ve farklı çözüm önerileri ileri sürmüştü.

Şimdiki Durum Üstüne Tezler, sol kanadı destekleyen haftalık Komünist dergisinde 20 Nisan 1918’de yayımlandı. Tezlere göre, bürokratik merkezileşmeye, komiserler yönetimine, yerel sovyetlerin bağımsızlığının ellerinden alınmasına doğru bir gidiş vardı. Tezler, parça başı ücrete, işgününün uzatılmasına, fazla mesaiye karşı çıkıyor ve üretimde işçi kontrolünün sağlanmasını savunuyordu:

“Üretimde kapitalist yönetimin geri getirilmesiyle sağlanacak çalışma disiplini, emek üretkenliğini aslında artırmaz, fakat proletaryanın sınıf otonomisini, faaliyetini ve örgütlenme düzeyini düşürür. İşçi sınıfını köleleştirmekle tehdit eder ve proletaryanın hem geri kesimlerinde hem de öncüsünde hoşnutsuzluğa yol açar. İşçi sınıfı ‘kapitalist ve sabotörler’e karşı keskin sınıf öfkesi içindeyken, komünist partisi bu sistemi başarıya ulaştırmak uğruna işçilere karşı küçük burjuvazinin desteğini almak durumunda kalacağı için proletarya partisi olarak kendisini bitirecektir. …

“İşletmelerin kontrolü, yerel ekonomik konseylerin kontrol ve liderliği altındaki, işçilerden ve teknik personelden oluşacak karma kurullara verilmelidir. Bütün ekonomik hayat, … işçilerin seçtiği bu konseylerin organize etkisine tabi kılınmalıdır.” (The ‘Left’ Communists’ Theses on the Current Situation, http://libcom.org/library/theses-left-communists-russia-1918)

Sol kanadın liderlerinden Nikolay Osinski’ye göre, Taylorcu dayatma işçiler arasındaki dayanışmayı çökertecek ve işçileri bireysel işgücü satıcıları olarak birbirleriyle rekabete düşürecekti. Osinski’ye göre, “işçiler bir günde mümkün olduğunca çok para kazanmaya teşvik ediliyor ve öteki şeyler için ne zamanları ne de ilgileri kalıyor”du. İşçilere Taylorcu disiplinin dayatılması, işçilerin fiziksel olarak yorgun düşmesine, sınıfın bir bütün olarak pasifleşmesine ve iş dışındaki toplumsal görevlere karşı duyarsızlaşmasına yol açıyordu. (Aktaran: Carmen Sirianni, İşçi Kontrolü ve Sosyalist Demokrasi, İng., s. 143.)

Osinski, çalışma disiplininin geliştirilmesine değil, fakat çalışma disiplinini geliştirme adına kapitalist yöntemlere başvurulmasına karşıydı. Osinski’ye göre, işçilerin uyması gereken üretim normları demokratik biçimde kurulacak olan halk ekonomi konseyleri tarafından belirlenmeliydi. Konseylerin belirlediği üretim normlarına uymayan işçilerle çalışma arkadaşları ve yoldaşlık mahkemeleri ilgilenmeliydi. Ayrıca işsizliğin alabildiğine arttığı bir ortamda işgününü uzatmak saçmaydı, tam tersine, herkese iş bulmak için işgünü kısaltılmalıydı.

Osinski, Komünist’in ikinci sayısında, işçi sınıfına karşı kalkan sopa ile devlet kapitalizmini ilişkilendirdi ve şu uyarılarda bulundu:

“Proleter toplumun, sanayi kaptanlarının fermanlarıyla değil, fakat işçilerin kendi sınıf yaratıcılığıyla inşa edilmesini savunuyoruz. …

“Eğer proletaryanın kendisi emeğin sosyalist örgütlenmesi için gerekli ön koşulları nasıl yaratacağını bilmiyorsa, hiç kimse işçi sınıfı için bunu yapamaz ve hiç kimse işçi sınıfını bunu yapmaya zorlayamaz. Eğer sopa işçi sınıfına karşı kalkarsa, kalkan sopa ya başka bir toplumsal sınıfın etkisi altındaki toplumsal gücün elindedir ya da sovyet iktidarının elindedir. Eğer bu sopa sovyet iktidarının elinde olursa, o zaman sovyet iktidarı işçiler aleyhine başka bir sınıftan (mesela köylülerden) destek almak zorunda kalır ve böylece proletarya diktatörlüğü olarak kendisini yok eder. Sosyalizm ve sosyalist örgütlenme proletaryanın kendisi tarafından kurulmalıdır. Yoksa, hiç kurulmaz, onun yerine başka bir şey, yani devlet kapitalizmi kurulur.” (Nikolay Osinski, “Sosyalizmin İnşası Üstüne”, http://libcom.org/library/construction-socialism-nikolai-osinsky-valerian-v-obolensky)

İkili toplumsal iktidarın yaşandığı geçiş döneminde, sermayenin toplumsal iktidarı ile sermayeyi inkâr mücadelesinden doğan karşı-toplumsal iktidarın birbirlerine karşı sopa kaldırması dönemin doğası gereğidir.

Hiç kuşkusuz, metaın, değerin, paranın, sermayenin toplumsal iktidarına son verilmesi için gereken maddi koşulların yaratılması uzun bir tarihsel döneme yayılacaktır. Bu tarihsel devrimci dönüşüm dönemi içinde, maddi koşulların yeterince gelişmemişliğini dikkate alan ama yığınsal inisiyatifin karşı-iktidarı örmesinin önünü kesmeyen ve yığınsal baskının dinamiğiyle sürekli dönüşen bir dizi uzlaşı biçimlerinin ortaya çıkması doğaldır.

Ancak, yukarıdan sosyalizm çizgisinin işçi sınıfına Taylor sistemini dayatma siyasetini bu çerçevedeki bir uzlaşı olarak mütalaa etmek mümkün değildir. Çünkü hükümet, devlet sopasıyla Taylor sistemini dayatarak işçi sınıfını sorgusuz sualsiz itaat altına almayı hedeflemiştir. Böylece, yukarıdan sosyalizm çizgisi, işçi sınıfının fabrika sistemini pratikte eleştirerek karşı-iktidarı örmesini engellemiştir:

“Diktatöryel güçler verilmiş, Sovyet kurumları tarafından seçilmiş ya da atanmış diktatörlerin, Sovyet direktörlerinin tek adam kararlarına iş sırasında sorgusuz sualsiz itaat…” (V. İ. Lenin, “Sovyet Hükümetinin Acil Görevleri Üstüne Altı Tez”, 30 Nisan – 3 Mayıs 1918, TE, İng., c. 27, s. 316.)

İşçi sınıfı açısından, kendi otonom mücadelesi içinde oluşturduğu ve her an için geri çağrılabilir fabrika komitelerinin onayından geçmiş iş yöneticilerine itaat etmek başka şeydir, tepeden inme diktatörlere sorgusuz sualsiz itaat etmek başka şeydir. Taylor disiplinini ve tepeden inme diktatörlere sorgusuz sualsiz itaati dayatan devlet sopası, gerçekte, sermayenin hükmünü icra eden sopa işlevi görmüştür.

Fabrika komitelerini likide etme, fabrikalara diktatör atama, böylece işçi sınıfını sorgusuz sualsiz itaat konumlarına geriletme sürecinin bir parçası olarak sendika temsilciliği seçimleri de devletin vesayetine bağlandı. 16-25 Ocak 1919 tarihli İkinci Rusya Sendikalar Kongresi’nde konuşan Perkin adlı delege, bu durumu şöyle protesto etti:

“Eğer bir sendika toplantısında bir kişiyi komiser olarak seçmişsek, -yani işçi sınıfının bu konuda iradesini ifade etmesine müsaade edilmişse- o kişinin bizim komiserimiz olacağını, komiserlikte bizim çıkarlarımızı temsil etmesine müsaade edileceğini düşünürsünüz. Fakat hayır. Kendi irademizi, işçi sınıfının iradesini ifade etmiş olmamıza rağmen, seçtiğimiz komiserin otoriteler tarafından onaylanması gerekmektedir. … Bu, proletaryayı maskara yerine koymak demektir. Proletaryaya temsilcilerini seçme hakkı tanınıyor, fakat devlet iktidarı seçimleri geçerli sayıp saymama hakkına dayanarak, temsilcilerimize istediği muameleyi yapıyor.” (Aktaran: Maurice Brinton, The Bolsheviks and Workers’ Control, http://libcom.org/library/bolsheviks-workers-control-solidarity-1919)

İşçi otonomisinin ezilmesine siyasal çok sesliliğin susturulması eşlik etti. Bolşevik parti dışındaki devrimci parti ve örgütlerin üstüne Çeka salındı. Bolşevik parti içindeki muhalif eğilimler de baskı altına alındı. Örneğin Komünist dergisi Mayıs 1918’deki dördüncü sayısından sonra çıkamadı. En nihayet 1921’deki 10. Kongre’de parti içi muhalefet yasaklandı.

Devrimin ilk yılında üç ayda bir toplanan Rusya Sovyetler Kongresi, daha sonra yılda bir toplanır oldu. Sovyet Merkez Yürütme Komitesi, güya yüksek yasama organı sayılıyordu. Ama Sovyet Merkez Yürütme Komitesi bu işlevi hiçbir zaman gerçek anlamda hayata geçiremedi. Hükümetin ilk yılda çıkardığı 480 kararnamenin sadece 68 tanesi Sovyet Merkez Yürütme Komitesi’ne sunuldu. Sovyet Merkez Yürütme Komitesi iç savaşın sonuna doğru artık hükümetin çıkardığı kararnameleri ilân eden sembolik bir makam haline geldi.

Böylece, işçi sınıfının, kır emekçilerinin kazandığı toplumsal iktidar mevzileri adım adım düşürüldü. Sovyetler, fabrika komiteleri, doğrudan demokrasi organları işlevsizleştirildi. Sendikalar, kitle örgütleri, parti üst yönetiminin kararlarını işçi sınıfına, emekçi halka dayatmanın “volan kayışları”na dönüştürüldü. Parti ile devlet iç içe geçti, tek parti rejimi kuruldu.

Tarih, Radek’in Komünist’in ilk sayısında yaptığı şu uyarıyı haklı çıkarır bir seyir izledi:

“Eğer Rus devrimi burjuva karşı-devrimin şiddetiyle çökerse, bir anka kuşu gibi küllerinden yeniden doğar. Ama, eğer Rus devrimi sosyalist karakterini kaybederek çalışan yığınları hayal kırıklığına uğratırsa, bu darbe Rus ve uluslararası devrimin geleceği bakımından on misli daha kötü sonuçlara yol açar.” (Aktaran: Maurice Brinton, The Bolsheviks and Workers’ Control, http://libcom.org/library/bolsheviks-workers-control-solidarity-1918)

 

Leave a Reply