İşçi kontrolü mücadelesi

▪ İşçi kontrolü kararnamesi
▪ Devlet zehri yutmuş siyaset
▪ İşçi kontrolünden devlet kontrolüne
▪ Tek adam kararları
▪ Lisan-ı hâl ile söylenen nedir

Fabrikada yalnızca maddi ürünler değil, fakat ücretli emek – sermaye ilişkisi de üretilir. Fabrika metaların üretildiği yer olmanın yanı sıra, aynı zamanda, sermayenin işçiler üstündeki tahakkümünün yeniden üretildiği yerdir de.

Sermayenin ücret karşılığı işçinin işgücünü satın alması pratiğine, ücretli emek sistemi denir. Bu sistem, işçiyi kendi emek faaliyetine, kendi emeğinin sonuçlarına, topluma, doğaya yabancılaştıran, böylece onun insani özünü tahrip eden bir sistemdir.

İşçi işgücünü kapitaliste sattığı anda, kendi emek faaliyeti üstündeki egemenliğini çalışma saatleri boyunca kapitaliste devretmiş olur. Sermayenin işçiler üstündeki tahakkümü bu temelden doğar. Marks onun için, mücadelenin “ücret sisteminin tamamen kaldırılması”na yöneltilmesi gerektiğini söyler. (K. Marks, “Ücret, Fiyat, Kâr”, 1865, MESE, İng., c. 2, s. 76.)

İşçilerin birleşerek kendilerine dayatılan iş ve yaşam koşullarına karşı her başkaldırısı, ilk başlarda, ücretli emek koşullarının iyileştirilmesi talebiyle ortaya çıkar. Ancak, işçilerin içinde bulundukları insana aykırı koşulları her pratik eleştirisi, kendi iç mantığının sürükleyişiyle, toplumsal yarılmayı sorgulamaya doğru ilerler. Bu sorgulama, toplumsal yarılmayı yaratan tarihsel inkârın inkârı mücadelesine, yani doğrudan üreticiler ile üretimin maddi koşullarının birbirinden ayrılığını inkâr mücadelesine açılır.

Üretimin yönetimi alanı sermayenin mahrem alanıdır. İşçilerin iş ve yaşam koşullarını düzeltme mücadelesi, mücadelenin içsel dinamiğiyle bu “girilmez” alana yönelerek işçi kontrolü mücadelesine büyür.

İşçilerin fabrikada sermayenin iktidarına karşı bir irade yaratmaları, fabrikada ikili iktidarın baş göstermesi demektir. Her alandaki ikili iktidar doğası gereği istikrarsızdır. İkili iktidarın yaşandığı istikrarsız dönemlerde, eskiyi geri getirmeye çalışan eğilim ile yeniyi kurmaya çalışan eğilim birbirleriyle kıyasıya mücadele hâlindedir. Ya sermayenin iradesi işçi kontrolü mücadelesini bastıracak ve işçiler üstünde kesin hâkimiyetini kuracaktır ya da birleşmiş işçiler kendi üretim faaliyetlerini sermayenin tahakkümünden kurtararak üretimi yöneteceklerdir.

İşçi kontrolü kararnamesi

Kışlık Saray baskınıyla hükûmet olan Halk Komiserleri Konseyi, ilk iş olarak barış ve toprak kararnamelerini çıkardı. Bu kararnameler üstünde zaten görüş birliği olduğu için siyaseten tartışılacak bir durum yoktu.

Ancak işçi kontrolü üstüne kararname yukarıdakiler gibi kolaylıkla çıkarılamadı. Çünkü parti içinde işçi kontrolü kavramını farklı farklı yorumlayan eğilimler vardı. Bolşevik parti muhalefetteyken işçi kontrolü sloganını çokça kullanmış ama sloganın içini doldurmaktan ısrarla kaçınmıştı.

Bolşevik sendika lideri A. Lozovski, 1918’de basılan İşçi Kontrolü broşüründe, bu durumu şöyle anlatır:

“İşçi kontrolü Ekim günleri öncesinde bolşeviklerin savaş sloganıydı. … Fakat bütün karar tasarılarında, bütün pankartlarda yer almasına rağmen, işçi kontrolü sloganı gizemli bir sisle örtülüydü. Parti basını bu slogan hakkında çok az şey yazmıştı. … Ekim devrimi patlayınca, işçi kontrolünün tam olarak ne anlama geldiğini söyleme zorunluluğu doğdu. O zaman ortaya çıktı ki, bu sloganın en sıkı taraftarları arasında bile sloganın ne anlama geldiğine dair büyük fikir ayrılıkları vardı.” (Aktaran: G. P. Maksimov, “Syndicalists in the Russian Revolution”, http://libcom.org/library/syndicalists-in-russian-revolution-maximov)

Barış ve toprak kararnamelerinden hemen sonra, devrimin işçi otonomisinin açmakta olduğu yoldan mı ilerleyeceği, yoksa devletçi bir mecraya mı sokulacağı üstüne muazzam bir güç mücadelesi patlak verdi. İşçi kontrolü üstüne farklı fikirlerin birdenbire ortalığa saçılmasıyla, o zamana kadar ertelenen hesaplaşma başladı.

Hükûmete egemen olan devletçi zihniyete göre işçi kontrolü mücadelesinin işlevi, burjuvazinin ekonomik iktidarını yıpratarak siyasal iktidarın alınması için ortamı hazırlamaktan ibaretti. Siyasal iktidar alındığına göre, işçi kontrolü mücadelesi yıpratma işlevini görmüş, devrini tamamlamıştı, artık sanayide disiplini sağlamanın zamanıydı.

Fabrika komitelerinin temsil ettiği eğilime göre ise devrimin ilerlemesi için işçi kontrolü mücadelesinin daha da derinleştirilmesi, halkın özyönetim organlarının daha da güçlendirilmesi gerekiyordu.

Fabrika Komiteleri Merkez Konseyi, hükûmet kurulduktan sonraki ilk gün, Lenin’e fabrika komitelerinin ağır bastığı bir ekonomik konsey kurma önerisi getirdi. Öneri, hükûmetteki devletçi eğilimi dikkate alan bir uzlaşı çabasıydı.

Lenin, kendi tutumunu, “devlete karşı sorumlu olma”yı dayattığı işçi kontrolü üstüne kararname taslağında ortaya koydu:

“6. Devlet önemi taşıyan bütün işletmelerde bütün sahipler, işçi kontrolü amacıyla seçilen bütün işçi ve büro çalışanları temsilcileri mülkün korunması, en sıkı disiplin ve düzenin sağlanması hususunda devlete karşı sorumlu olacaklardır.” (V. İ. Lenin, “İşçi Kontrolü Üstüne Taslak Düzenlemeler”, 26 ya da 27 Ekim 1917, TE, İng., c. 26, s. 265.)

Taslak, sendikalar ile fabrika komiteleri arasındaki çekişmeye yeni bir boyut getirdi. Sendikalar, en sıkı disiplin ve düzenin sağlanması hususunda devlete karşı sorumlu olma fikrine yapıştılar. Hararetli müzakereler ilerledikçe, görüşler netleşmeye, tutumlar sertleşmeye başladı. Fabrika Komiteleri Merkez Konseyi yeni öneriler getirdi ama uzlaşma sağlanamadı. Hükûmet ve hükûmete yakın duran sendika hiyerarşisinin devletçi bir rotada ilerlemek istediği artık iyice belli olmuştu. Lenin’in taslağı, bazı eklemelerle, 15 Kasım 1917’de hükümet kararnamesi olarak kabul edildi. Böylece, bolşevik siyasetin işçi otonomisini temsil etme iddiası iflâs etti.

Kararname, bir eliyle verdiğini öteki eliyle geri alan devletçi refleksin tipik bir örneğiydi. Kararnameye göre “yeni hükûmet işçi kontrolünün bütün ekonomideki otoritesini tanıyor”du! Ancak bu kontrol sıkı bir hiyerarşiye tâbi olmalıydı! Fabrika komitelerinin kendi fabrikalarının kontrol organı olarak kalmalarına “müsaade edilecek”ti! Ama her fabrika komitesi yereldeki “Bölgesel İşçi Kontrolü Konseyi”ne, her bölgesel konsey de “Rusya İşçi Kontrolü Konseyi”ne bağlı olacaktı. Sendika hiyerarşisinden temsilciler, işçi kontrolü hiyerarşisinin orta ve üst kademelerine yatay geçiş yapacak ve her kademede çoğunluğu oluşturacaktı. (Maurice Brinton, The Bolsheviks and Workers’ Control, http://libcom.org/library/bolsheviks-workers-control-solidarity-1917)

Kararnamenin iki pratik sonucu vardı:

1. Sendikalar fabrika komitelerinin kararlarını iptal edebilecekti.

2. “Devlet önemi taşıyan işletmeler”de fabrika komiteleri devlete hesap verir konumda olacaktı. Ki, hemen hemen bütün işletmeler “devlet önemi taşıyan” tanımına sokulabilirdi.

Kararnameye göre, Rusya İşçi Kontrolü Konseyi’ni oluşturacak otuzu aşkın üyeden sadece beşi fabrika komitelerinden gelecekti. (Marc Ferro, Bolşevik Devrimi, İng., s. 175.)

Kararnamenin, fabrika komiteleri hareketini bastırma amacı taşıdığı belliydi. Nitekim, hükûmet niyetini çok geçmeden açık etti. Posta ve Telgraf Halk Komiseri yayımladığı 22 Kasım 1917 tarihli genelgeyle fabrika komitelerine şöyle meydan okudu:

“Posta ve Telgraf bakanlığının yönetimi için girişimde bulunan hiçbir sözde grup ya da komitenin merkezi iktidara ve Halk Komiseri olarak bana ait olan işlevleri gasbedemeyeceğini ilân ediyorum.” (Aktaran: E. H. Carr, Bolşevik Devrimi, İng., c. 2, s. 71.)

Artık kılıçlar çekilmişti. Hükümetin kurduğu Rusya İşçi Kontrolü Konseyi, kararnamenin nasıl uygulanacağına dair “İşçi Kontrolü Üstüne Genel Yönerge”yi çıkardı. İşçi kontrolü yanlısı Fabrika Komiteleri Merkez Konseyi de cevaben “İşçi Kontrolünün Uygulanması İçin Pratik Kılavuz” hazırlayıp, kendi yayın organı Novyi Put’ta yayımladı. Kılavuz, hükûmetin oluşturmak istediği hiyerarşinin dışında, aşağıdan yukarı doğru örülen bir işçi kontrolü ağını savunuyordu.

Fabrika komitelerinin büyük çoğunluğu, işçi kontrolü yanlısı Kılavuz’u destekledi. Örneğin Petrograd fabrika komitelerinin bir toplantısında, sermaye karşısında işçilerin elini bağladığı için hükûmet yanlısı Yönerge eleştirildi. İşçi kontrolü yanlısı Kılavuz’un ise “işçilere otonom faaliyetleri için büyük bir alan açtığı ve işçileri fiilen fabrikaların yöneticisi kıldığı” dile getirildi. (Carmen Sirianni, İşçi Kontrolü ve Sosyalist Demokrasi, İng., s. 101.)

Devlet zehri yutmuş siyaset

77-14 Ocak 1918’de Petrograd’ta Birinci Rusya Sendikalar Kongresi toplandı. Kongrenin ana gündem maddesi, fabrika komiteleri ile sendikalar arasındaki ilişki idi. Bu maddeye bağlı olarak, sendikalar ile devlet arasındaki ilişki de tartışıldı.

O yıllarda henüz farklı fikirlerin ifade edilmesi yasaklanmış değildi. Yığın hareketliliği hâlâ sürüyor, dolayısıyla kitlelerin nabzı kongrelere de yansıyordu. Bu bakımdan, Sendikalar Kongresi’nde dile getirilen görüşler, işçi sınıfı içindeki çeşitli eğilimlere ve mücadelenin önündeki potansiyel gelişme yollarına dair önemli ipuçları vermektedir.

Kongrede konuşan bolşevik sendikacı Lozovski, fabrika komitelerinin fiilen otonom hâle geldiğini şöyle ifade etti:

“Fabrika komiteleri, devrimden üç ay geçtikten sonra fabrikaların o kadar sahibi ve hâkimi konumuna geldiler ki, genel kontrol organlarından önemli ölçüde bağımsız oldular.” (Aktaran: Maurice Brinton, The Bolsheviks and Workers’ Control, http://libcom.org/library/bolsheviks-workers-control-solidarity-1918)

Menşevik delege Maiski, proletaryanın işçi kontrolü ile sosyalizm arasında ilişki kurmuş olmasından rahatsızdı:

“Proletaryanın bir kesimi değil, fakat çoğunluğu, özellikle Petrograd proletaryası, işçi kontrolünü sosyalizmin fiilen doğuşuymuş gibi görüyor. … (İşçiler arasında) sosyalizm fikrinin işçi kontrolü kavramında içerildiği düşünülüyor.” (ibid)

Anarko sendikalist delege Maksimov, Marks’ın “işçi sınıfının kurtuluşu kendi eseri olacaktır” sözünü ima ederek, anarko sendikalistlerin menşevik ve bolşeviklerden daha iyi Marksist olduklarını ileri sürdü. Maksimov, fabrika komitelerini ve mücadelenin hedefini şöyle değerlendirdi:

“Fabrika komiteleri devrim süreci içinde doğrudan doğruya hayatın ortaya çıkardığı örgütlerdir. Fabrika komiteleri işçi sınıfına en yakın örgütlerdir, sendikalardan daha yakındır. …

“Devrimin doğurduğu fabrika komiteleri yeni bir temelde yeni bir üretim yaratacaktır. …

“Proletaryanın hedefi, bütün faaliyetleri, bütün yerel çıkarları koordine edecek bir merkez yaratmaktır. Fakat bu merkez, kararname ve emirname merkezi değil, fakat düzenleme ve yol gösterme merkezi olacaktır.” (ibid)

Bolşevik çoğunluklu kongre, tartışmalar sonunda, fabrika komitelerinin sendika organları hâline getirilmesi doğrultusunda oy verdi.

Bolşevik delegasyonun başı olan Zinovyev, kongreye, sendikalar ile devletin ilişkisine dair bir karar tasarısı sundu. Zinovyev, Bolşevik partinin görüşünü mealen şöyle açıkladı:

“Ekim devrimi işçi sınıfını siyasal iktidara getirerek yeni bir durum yaratmıştır. Esas olarak işçi sınıfının ekonomik çıkarlarını savunan sendikal hareket, yeni duruma uygun düşmemektedir. Sendikalar proletaryanın uzun vadeli çıkarlarını, bu çıkarları temsil eden devlet ve partiye kendilerini ancak tam anlamıyla tâbi kılarak koruyabilirler.” (Carmen Sirianni, İşçi Kontrolü ve Sosyalist Demokrasi, İng., s. 125.)

Kongrede Zinovyev’in tebliğ ettiği parti görüşüne karşı çıkan bolşevik delegeler de vardı. Örneğin bolşevik sendika lideri Riyazanov itirazını şöyle kayda geçirdi:

“Burada başlayan toplumsal devrim Avrupa ve bütün dünya toplumsal devrimiyle birleşmedikçe … Rus proletaryası … teyakkuzda kalmalı ve tek bir silahını bile elden bırakmamalıdır … sendika örgütlerini muhafaza etmelidir.” (Aktaran: Maurice Brinton, The Bolsheviks and Workers’ Control, http://libcom.org/library/bolsheviks-workers-control-solidarity-1918)

Bolşevik partinin sol kanadından Çiperoviç, kongreyi siyaseten bağlamak için, sendikaların greve başvurma hakkının tasdik edilmesini isteyen bir önerge sundu. Ancak sendikalar kongresi, bir sendikayı sendika yapan bu hakkı onaylamayı reddetti!

En sonunda kongreden âdeta devlet tebligatı gibi bir karar çıktı:

“Sendikalar şimdiki sosyalist devrim süreci içinde geliştikçe, sosyalist iktidarın organları olmalıdırlar. … Böyle öngörülen süreç gereğince, sendikalar kaçınılmaz olarak sosyalist devletin organları hâline dönüşeceklerdir. Sendikalara katılmak, herhangi bir sanayi kolunda istihdam edilen herkesin devlete karşı görevinin bir parçası olacaktır.” (Aktaran: E. H. Carr, Bolşevik Devrimi, İng., c. 2, s. 106.)

Sendikaları “sosyalist devletin organları hâline” getirmeye çalışan ve işçileri devlete karşı görevli kılan siyaset, devlet zehri yutmuş siyasettir. Marks’ta “sosyalist devlet” diye bir saçmalık yoktur.

İşçi kontrolünden devlet kontrolüne

15 Kasım 1917 kararnamesiyle kurulan Rusya İşçi Kontrolü Konseyi, tepkileri yumuşatmak için atılan taktik bir adımdı. Hükûmet, bir ay sonra çıkardığı 18 Aralık 1917 kararnamesiyle, asıl amacı doğrultusunda Yüksek Ekonomik Konsey’in kuruluşunu ilân etti. Yüksek Ekonomik Konsey, bütün ekonomik karar organlarının ve bütün işçi kontrolü örgütlerinin faaliyetlerini yönlendirecekti.

Yüksek Ekonomik Konsey, ilk kararnameyle kurulan Rusya İşçi Kontrolü Konseyi üyeleri ile bakanlıklardan gelen temsilcilerden oluşacaktı. Böylece, daha da azınlığa düşen işçi üyeler yüksek bürokrasinin içinde boğulmak suretiyle tamamen etkisiz hâle getirileceklerdi.

Yüksek Ekonomik Konsey, kadim devlet geleneği uyarınca, eski rejimden kalan yapılardan oluşturuldu. Çarlık rejimi, savaş sırasında orduya ikmal sağlayan sanayi sektörlerini düzenlemek için komiteler kurmuştu. Bolşevik hükûmetin kurduğu Yüksek Ekonomik Konsey, Çarlık’tan kalan bu mirasın üstüne oturdu:

“Savaşın talepleri, metal ürünlerinin dağıtımı için 1915’te Rasmeko adında resmî bir komitenin kurulmasına yol açmıştı. Yüksek Ekonomik Konsey’in ilk işlerinden biri Rasmeko’yu kendi metal seksiyonunun yürütme organına dönüştürmek ve ona metal fiyatlarını saptama görevi vermek oldu.” (E. H. Carr, Bolşevik Devrimi, İng., c. 2, s. 79.)

Çarlık zamanında Ağır Silahlar İdaresi’ne bağlı olarak çalışan komiteler, yeni rejimde Glavkhim adı altında kimya, Glavkozh adıyla deri ve Tsentrotekstil adıyla da tekstil sanayilerini yönetmekle görevlendirildiler.

Lenin, Halk Komiserleri Konseyi başkanı sıfatıyla, 11 Ocak 1918’de Rusya Sovyetler Kongresi’nde okuduğu raporda, “sosyalist ekonomiyi” devlet araçlarıyla inşa etme saçmalığını şöyle ilân etti:

“İşçi kontrolünden Yüksek Ekonomik Konsey’in kuruluşuna geçtik. Sırf bu önlem ve birkaç gün içinde gerçekleştireceğimiz banka ve demiryollarının millîleştirilmesi sayesinde yeni sosyalist ekonomiyi inşa etmeye başlamamız mümkün olacaktır.” (V. İ. Lenin, “Üçüncü Rusya Sovyetler Kongresi”, 11 Ocak 1918, TE, İng., c. 26, s. 468.)

Lenin’in “işçi kontrolünden Yüksek Ekonomik Konsey’in kuruluşuna geçtik” cümlesindeki şifreyi çözelim:

“İşçi kontrolü” bir prensibi, “Yüksek Ekonomik Konsey” ise bir organı anlatır. Bir prensipten başka bir prensibe geçilir ama bir prensipten bir organa, yani elmadan armuda geçilmez. O hâlde, cümlenin bozuk mantığını düzeltmek için, “Yüksek Ekonomik Konsey” yerine, o organın uygulayacağı prensip olan “devlet kontrolü”nü koymak gerekir. Şifreyi böyle açınca, Lenin’in aslında, “işçi kontrolünden devlet kontrolünün kuruluşuna geçtik” dediği ortaya çıkar.

Lenin, yukarıda, işçi kontrolünden devlet kontrolüne geçiş ile “banka ve demiryollarının millîleştirilmesi”ni ilişkilendirmektedir. Lenin’in kronolojik sıralamasına göre, işçi kontrolü millîleştirmelerin öncesinde yer alır. Lenin aynı sıralamayı sekiz ay önce de yapmıştır:

“Bütün bankaları tek bir ulusal bankada birleştirmeye doğru pratik ve uygulanabilir adımları atmaları için İşçi Temsilcileri Sovyetleri’ni, Banka Çalışanları Temsilcileri Konseyi’ni vs. derhal hazırlamaya başlamalıyız. Bunu, İşçi Temsilcileri Sovyetleri’nin bankalar ve birlikler üstünde kontrolünü kurması, daha sonra da bankalar ve birliklerin millîleştirilmesi, yani bütün halkın mülkiyetine geçmesi takip edecektir.” (V. İ. Lenin, “Rusya’daki Siyasi Partiler ve Proletaryanın Görevleri”, 23-27 Nisan 1917, TE, İng., c. 24, s. 104.)

Paragrafın mantıksal analizi şöyle bir fikri akışı ortaya koyar:

1. İşçi Temsilcileri Sovyetleri bankalar üstünde kontrol kuracak.

2. Bankalar üstünde işçi kontrolünün kurulmasını ne takip edecek?

3. “Daha sonra … bankaların … millîleştirilmesi” takip edecek.

Yukarıdaki sıralamaya göre işçi kontrolünden sonra bankaların millîleştirilmesi gelir. Bankalar millîleştirildikten sonra işçi kontrolünün akıbetinin ne olacağı bu paragrafta açık edilmemiştir. Ancak, işçi kontrolünün akıbeti hakkında gerçekte ne düşünüldüğünü, iktidara geldikten sonra ortaya konan devletçi icraat açık etmiştir. Devletçi icraat, fabrika komitelerini ve işçi kontrolü yanlısı siyasi eğilimleri etkisizleştirmiş, böylece işçi kontrolünü ortadan kaldırmıştır.

Tek adam kararları

Bolşevik parti, iktidara gelmeden önce işçi kontrolü mücadelesini hep destekler göründü ama bu mücadelenin otonom kurucu dinamiğiyle hiçbir zaman uyuşmadı. Çünkü işçi kontrolü mücadelesinin otonom kurucu dinamiği ile partideki devletçi sapma birbirlerine karşı yönde işliyordu.

Ancak işçi kontrolü hareketi, Bolşevik partiyi iktidara taşıyan koalisyonda önemli bir yer tutuyordu. Bolşevik partide işçi kontrolü hareketini çeşitli nüanslarla savunan kadrolar vardı. Bu nedenle partinin işçi kontrolü siyaseti çelişkili bir seyir izledi. İşçi kontrolü hakkında partiyi bağlayan siyasal tezler üretilemedi. Her eğilime göz kırpan muğlak ifadelerle iş geçiştirilmeye çalışıldı.

Lenin, daha sonra, 18 Mart 1919 tarihli parti kongresine raporunda, işçi kontrolü konusunda nasıl bocaladıklarını, izledikleri siyasete yol gösterecek bir teori geliştiremediklerini şöyle itiraf edecektir:

“En fazla uğraştığımız sorunu ele alalım: Sanayide işçi kontrolünden işçi yönetimine geçiş. Halk Komiserleri Konseyi’nin ve yerel sovyet otoritelerinin kararname ve kararlarından sonra -ki bunların hepsi bu alandaki siyasi tecrübemize katkı yapmıştır- Merkez Komite’ye düşen, sadece bunların bir toparlamasını yapıp özetlemekti. Merkez Komitesi böyle bir konuda kelimenin gerçek anlamıyla pek yol gösteremedi. Sanayide işçi kontrolü konusundaki ilk kararname ve kararlarımızın ne kadar sakar, olgunlaşmamış ve gelişigüzel olduğunu hatırlamak yeter. Bunun kolay bir mesele olduğunu sanıyorduk. Pratik bize işçi kontrolünün inşa edilmesi gerekliliğini kanıtladı, fakat nasıl inşa edileceği sorusuna hiçbir yanıt veremedik. …

“Şimdi işçi kontrolünden sanayiin işçi yönetimine geçtik ya da geçmek üzereyiz.” (V. İ. Lenin, “Sekizinci Parti Kongresi’ne Merkez Komite Raporu”, 18 Mart 1919, TE, İng., c. 29, s. 154-155.)

Lenin, on dört ay önceki sovyetler kongresine raporunda “işçi kontrolünden Yüksek Ekonomik Konsey’in kuruluşuna geçtik” demişti. Bu örtülü ifadenin, “işçi kontrolünden devlet kontrolünün kuruluşuna geçtik” demek olduğunu yukarıda açıklamıştık.

Yüksek Ekonomik Konsey, devlet kontrolüne geçişin manivelası olarak 1918 başında kuruldu. Devlet kontrolüne geçiş süreci ilerledikçe, içinde çok az işçi temsilci bulunan Yüksek Ekonomik Konsey bile fazla geldi. 1918 Ağustos’unda çıkan bir kararnameyle, Yüksek Ekonomik Konsey adına günlük işleri yürütmek üzere dokuz kişilik ayrı bir prezidyum oluşturuldu. Prezidyumun başkan ve başkan yardımcısını hükûmet, gerisini de Rusya Sovyetler Merkez Yürütme Komitesi atadı. Birkaç ay sonra Yüksek Ekonomik Konsey toplantıları tavsamaya başladı. Böylece, iktidar alındıktan bir yıl sonra, sanayiin yönetimi fiilen hükûmetin güdümündeki prezidyuma geçmiş oldu.

Lenin’in parti kongresindeki “şimdi işçi kontrolünden sanayiin işçi yönetimine geçtik ya da geçmek üzereyiz” lâfı, düpedüz demagojiydi. Çünkü, sanayiin yönetiminde işçinin esamesi okunmuyordu. Gerçekte, fabrikaları yukarıdan atanan diktatörlerin “tek adam kararlarına” tâbi kılan bir süreç işletilmekteydi:

“Diktatöryel güçler verilmiş, Sovyet kurumları (hükûmet diye okuyun – YZ) tarafından seçilmiş ya da atanmış diktatörlerin, Sovyet direktörlerinin tek adam kararlarına iş sırasında sorgusuz sualsiz itaat…” (V. İ. Lenin, “Sovyet Hükûmetinin Acil Görevleri Üstüne Altı Tez”, 30 Nisan – 3 Mayıs 1918, TE, İng., c. 27, s. 316.)

Lenin’in 18 Mart 1919 tarihli parti kongresinde itiraf ettiklerini şöyle maddeleyebiliriz:

1. İşçi kontrolü hareketi devletçi sapmayı çok uğraştırmıştır. Yani işçi kontrolü hareketinin sert direnişiyle başa çıkmak kolay olmamıştır.

2. İşçi kontrolü üstüne tutarlı bir teorik hazırlık yoktur. “Sakar, olgunlaşmamış ve gelişigüzel” kararlarla günü kurtarmaya çalışmışlardır.

3. Merkez komitesi işçi kontrolü üstüne teorik bir tez geliştirememiştir.

4. Sonuçta işçi kontrolünün “nasıl inşa edileceği sorusuna hiçbir yanıt” verilememiştir.

İşçi kontrolü mücadelesin açtığı negatif mecra ile devletçi sapmanın sığındığı pozitif mecra birbirini inkâr eder. Dolayısıyla, doğası gereği birbirini iten işçi kontrolü mücadelesi ile devlet kontrolü dayatmasını, aynı teori içinde tutarlılıkla birleştirmek mümkün değildir. Bolşevik partiye egemen olan devletçi sapma, bu yüzden, işçi kontrolünün nasıl inşa edileceği sorusuna hiçbir teorik yanıt verememiştir.

1917 Ekim’inde iktidara gelen devletçi sapma, esas olarak, içinde ilerlediği devletçi mecranın teori ve siyasetini yapmıştır. Devletçi sapma, işçi kontrolü hareketine devlet penceresinden baktığı için, işçi kontrolü hareketinde kitlelerin anarşizmini görmüştür.

İşçi kontrolünün nasıl inşa edileceği sorusuna teoride yanıt veremeyen devletçi sapmanın pratikteki yanıtı, işçi kontrolü hareketini fiilen ezerek sorunu ortadan kaldırmak olmuştur. Devletçi sapma, işçi kontrolü hareketini ehlileştirip devlete tâbi kılamadığı her momentte işçi otonomisinin üstüne yürümüştür.

Lisan-ı hâl ile söylenen nedir

Devletçi sapmanın ortaya koyduğu pratiğin lisan-ı hâl ile ima ettiği bir kontra işçi kontrolü teorisi vardır. Devletçi sapmanın esir aldığı zihinlere hitap eden bu teorinin ana hatları şunlardır:

1. İşçi kontrolünü hayata geçiren fabrika komiteleri gibi özyönetim örgütlenmeleri, devrimci dalganın yükselişiyle birlikte ortaya çıkar.

2. İşçi kontrolü mücadelesinin işlevi, işletmelerdeki kapitalist iradeyi hırpalamak, fabrika yönetimlerini yönetemez hâle getirmek, böylece siyasal iktidarın alınması için gereken koşullara katkı yapmaktır.

3. İşçi kontrolü geçicidir. Siyasal iktidar alındıktan sonra yerini devlet kontrolüne bırakmalıdır.

İşçi kontrolüne karşı devletçi sapmayı aklayan resmî görüşün en özlü anlatımı, yıllar sonra, sürgündeki Troçki ’den gelmiştir:

“Bize göre kontrol sloganı, burjuva rejimden proleter rejime geçişe tekabül eden, sanayide ikili iktidar dönemiyle bağlıdır. … Brandler’cilere göre ‘üretim üstündeki kontrol, sanayiin işçiler tarafından yönetimi anlamına gelir’. … Fakat kontrol niye yönetim anlamına gelsin ki! Kontrol, insanlığın bütün dillerinde gözetim altında tutma, teftiş etme ve bir kuruluşun ötekisinin yaptığı işi incelemesi, gözden geçirmesi anlamına gelir. Kontrol aktif olabilir, baskın olabilir, her şeyi kapsayıcı olabilir ama neticede kontrol olarak kalır.

“Bu sloganın fikri, sanayideki geçiş rejiminden doğmadır. O zamanlar kapitalist ve onun idarecileri işçilerin onayı olmadan hiçbir adım atamıyorlardı. Fakat öte yandan, işçiler o zamanlar millîleştirme için gereken siyasal önkoşulları henüz sağlamamışlar, millîleştirme için gereken teknik idareyi henüz ele geçirmemişler, hayati öneme sahip organları henüz yaratmamışlardı. …

“İşçi kontrolü tek tek işyerlerinde başlar. Kontrol organı fabrika komitesidir. Fabrikalardaki kontrol organları, sanayilerin kendi aralarındaki ekonomik bağlara göre birbirlerine eklemlenirler. Bu aşamada henüz genel bir ekonomik plân yoktur. İşçi kontrolü pratiği bu plânın unsurlarını sadece hazırlar.

“Sanayiin işçilerce yönetilmesi, bunun tersine, bu ilk adımlarında bile çok büyük ölçüde yukarıdan başlar, çünkü devlet gücünden ve genel ekonomik plândan ayrı olamaz. Yönetimin organları fabrika komiteleri değil, fakat merkezileşmiş sovyetlerdir. Fabrika komitelerinin rolü tabii ki yine önemlidir. Ama sanayiin yönetilmesi alanında artık önde gelen değil, fakat yardımcı bir role sahiptir.” (L. Troçki, “Alman Proletaryasının Hayati Sorunları”, 1932, http://www.marxists.org/archive/trotsky/germany/1932-ger/next03.htm#s14)

Troçki’ye göre, kontrol kelimesi, yönetim anlamına gelmez. Oysa Marks, kontrol kelimesini, aşağıdaki örnekte görüldüğü gibi insanların kendi aralarındaki ilişkileri kendilerinin yönetmesi anlamına kullanır:

“Toplumsal ilişkilerini kendi komünal ilişkileri olarak kendi komünal kontrollerine (yönetimlerine – YZ) almış olan evrensel gelişmiş bireyler, doğanın değil, fakat tarihin eseridirler.” (K. Marks, Grundrisse, 1857-1858, çev. Martin Nicolaus, İng., s. 162.)

Devletçi zihniyete göre üretimin temel kararları yukarıda alınır. “Fabrika komitelerinin rolü tabii ki yine önemlidir … fakat yardımcı bir role sahiptir”. İşçi sınıfına düşen, tepede alınan kararların etkili biçimde hayata geçmesi için gereken disiplini göstermektir.

Üretimin icrası ile üretimin yönetimini birbirinden ayrı gören devletçi zihniyet, doğrudan üreticiler ile üretimin maddi koşullarının birbirinden ayrılığını teyit etmiş olur. Üretimin icrası ile yönetiminin ayrılığı, özel mülkiyeti, metaı, değeri, parayı, ücretli emeği, sermayeyi, hiyerarşik yapılanmayı, bürokratik plânlamayı, devleti öngörür. İşçi kontrolü mücadelesi ise üretimin icrası ile üretimin yönetimini birleştirmeye, böylece doğrudan üreticiler ile üretimin maddi koşullarının birliğini sağlamaya yönelir.

Teoriler, siyasal tezler, hayata belli çıkarlar doğrultusunda müdahale etmenin, belli tutumları meşru göstermenin zihinsel modelleridir. Troçki’nin yukarıdaki tezleri, Troçki’nin de dahli olduğu devletçi sapmayı aklamaya çalışan zihin manipülasyonlarıdır.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.